Israeli Deputy Prime Minister: “Turkey is a superpower.”

Israel needs to come to terms with Turkey’s superpower status in the Middle East, Israeli Deputy Prime Minister Shaul Mofaz said during a recent speech at the Washington Institute.

Mofaz underlined the importance of mending ties between Israel and Turkey, defining it as “necessary for the strategic goals of Israel and for the strategic goals of Turkey.”

Mofaz called on leaders of both nations to put their differences behind and work toward better relations, according to the Washington Institute.

The former allies have become foes as a result of Turkey’s objections to Israel’s treatment of Palestinians.

In its lowest point, Israeli commandos killed eight Turks and one Turkish-American in a 2010 raid on the Mavi Marmara ship that was leading a flotilla attempting to break the Israeli embargo of the Gaza Strip.

Turkey last year downgraded diplomatic relations and cut all military ties with Israel as a result of the raid.

Hürriyet Daily News / 20.6.2012

İsrail Başbakan Yardımcısı Şaul Mofaz, herkesin, Türkiye’nin artık bölgesinde bir süper güç haline geldiğini anlaması gerektiğini belirterek, ”Türkiye ile geçmişte olduğu gibi stratejik ilişkilerimiz olmalı. Artık geçmişi geride bırakıp geleceğe bakmalıyız” dedi.
Mofaz, Washington Institute adlı düşünce kuruluşunda verdiği konferansta, ”Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzeltileceği yönünde İsrail tarafında bir umudun olup olmadığı” şeklindeki soruyu yanıtladı.
Türkiye ile ilişkilerin çok önemli olduğunu vurgulayan Mofaz, ”Özellikle İsrail’de olmak üzere hepimiz, Türkiye’nin bölgesinde bir süper güç haline geldiğini anlamalıyız. Türkiye’yi bölgemizde bir süper güç olarak görüyorum, bunda hiçbir şüphe yok” dedi.

Vatan / 20.6.2012

Sarkozy: “Binyamin Netanyahu is a liar”

The French president, Nicolas Sarkozy, described the Israeli prime minister, Binyamin Netanyahu, as a “liar” in a private exchange with Barack Obama at last week’s G20 summit in Cannes that was inadvertently broadcast to journalists.

“I cannot stand him. He’s a liar,” Sarkozy told Obama. The US president responded by saying: “You’re fed up with him? I have to deal with him every day.”

Neither leader apparently realised that microphones that had been attached for a press conference had already been switched on, allowing journalists waiting for a press conference to hear the conversation.

The exchange was first reported on the French website Arrêt Sur Images, and was later confirmed by a Reuters reporter who also heard the remarks.

The Guardian / 8.11.2011

Activists Prepare New Gaza Flotilla

Pro-Palestinian activists are in the final stages of organizing a sea convoy to Gaza that will likely be much bigger than a similar flotilla that was raided by Israeli forces last year, according to organizers. The campaign sets up the possibility of another showdown with Israel, which eased its land blockade of Gaza following the international furor over last May’s raid that left nine activists dead, as it gears up to thwart any attempt to breach its blockade off the Gaza coast. Eight Turks and one Turkish-American died in the botched commando operation on a Turkish boat, the Mavi Marmara, which was part of the flotilla in May 2010. The incident drew world attention to the humanitarian situation in Gaza and sent ties between former allies Israel and Turkey plummeting to a new low. Activists on the boat said they acted in self-defense in international waters during the melee, but Israel said troops opened fire after coming under assault by men with clubs and axes as they rappelled from helicopters during the nighttime raid onto the ship’s deck. Seven Israeli soldiers were wounded.

Hüseyin Oruç, a spokesman for İHH, an Islamic aid group that operates the Mavi Marmara, said an international coalition of 22 non-governmental groups hope to send 15 vessels with up to 1,500 people in this year’s flotilla. Last year, six ships and about half that number participated. The target date for the departure of the new flotilla is the first anniversary of the raid, May 31, but it could be delayed, partly because it clashes with campaigning for Turkey’s election on June 12. Organizers said the new effort included activists from Europe, the Middle East, Southeast Asia, Latin America, Canada and the United States. The Foundation for Human Rights and Freedoms and Humanitarian Relief, or IHH, conducts many of its regional missions to help Palestinian refugees. Israel has accused the group of terrorist links, though it is not on a U.S. list of terrorist organizations.

hurriyetdailynews.com / 27.4.2011

İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH) Genel Başkanı Avukat Bülent Yıldırım, düzenlediği basın toplantısında, Gazze Şeridi’ne uygulanan İsrail ambargosunu delmeyi amaçlayan ikinci Gazze filosunda, Mavi Marmara dâhil 15 geminin bulunacağını söyledi.

Filonun 22 kuruluş tarafından organize edildiğini, 20 bin kuruluş tarafından da desteklendiğini belirten Yıldırım, gemilerde 100’den fazla ülkeden 1500 aktivistin bulunmasının planlandığını ifade etti. Yıldırım, gemideki aktivistlerin tamamen sivil olacağının altını çizerek, “Gemide bir çakı bile bulunmayacak” dedi. Kendilerine Yahudi gönüllülerden hatta İsrailli milletvekillerinden çok fazla başvuru geldiğinin altını çizerek, bu başvuruların tamamına olumlu yanıt verseler, gemilerde başka kimseye yer kalmayacağını söyledi.

Yıldırım, “Bu kez sadece Gazze için değil uluslararası hukuku yeniden tesis etmek için gidiyoruz, insanlık için gidiyoruz” dedi. İsrail’e bu kez geçen seferkinden daha akıllı olmasını ve filonun yolunu açmasını tavsiye eden Yıldırım, “İzan sahibiyseniz ilerlememize izin verirsiniz. Bizi durdurmak için yapacağınız her şey size zarar verecektir. Bu filoyu en az zararla atlatmaya bakın, hiç dokunmayın. Bir kez daha müdahale ederseniz, yine günlerce haber olursunuz” uyarısında bulundu.

Taksim’de 30 Mayıs günü saat 21.00’da geçen yılki Mavi Marmara baskınının yıldönümünde yapacakları mitinge 100 bin kişinin katılması beklediklerini söyleyen Yıldırım, Türkiye’den yola çıkan gemilerin diğer ülkelerdeki gemilerle hangi noktada ve ne zaman bir araya geleceğini ve daha sonraki sürecin nasıl ilerleyeceğini de bu mitingde duyuracaklarını ifade etti. Yıldırım, filonun durdurulmasını isteyen ABD’ye “Bu bir sivil toplum girişimidir. Biz karışamayız” diyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’na da teşekkür ederek, “Bu yanıt Türkiye’de özgürlüklerin ABD’den ileri olduğunu göstermiş oldu” dedi.

Gazze’ye geçen sene yardım götüren filodaki Mavi Marmara gemisine İsrail askerlerinin düzenlediği baskında dokuz Türk hayatını kaybetmişti. Operasyon nedeniyle uluslararası tepkilerin hedefindeki İsrail ise yeni filoyu durdurmak üzere diplomatik kampanya başlattı.

Hürriyet / 20.5.2011

Obama to Israel: Go back to 1967 borders!

President Barack Obama endorsed a major Palestinian demand today for the borders of its future state and prodded Israel to accept that it can never have a truly peaceful nation that is based on “permanent occupation.”

Obama’s urging that a Palestinian state be based on 1967 borders, those that existed before the Six-Day War in which Israel occupied East Jerusalem, the West Bank and Gaza — marked a significant shift in US policy and seemed certain to anger Israel.

The Independent / 19.5.2011

İsrail-Filistin sorununun çözümü için 1967 sınırlarına dönülmesi gerektiğini söyleyen Obama, “Müzakerelerin temeli çok net: Varlığını sürdürebilecek bir Filistin ve güvenliği sağlanmış bir İsrail. Biz devletlerin 1967 sınırlarını temel almasını ve toprak alışverişi yapılmasını savunuyoruz” dedi. ABD’nin iki yılı aşkın süredir bu sorunu sona erdirmek için gösterdiği çabaların sonuç vermemesinden dolayı duyduğu üzüntüyü dile getiren Obama, “Yerleşim inşaatları sürüyor, Filistinliler ise müzakere masasından kalktı. Açmazdan başka bir yere varamadık… Filistinliler İsrail’in meşruiyetini zayıflatmaya çalışmaya son vermeli. Eylül ayında yapılacak Birleşmiş Milletler zirvesinde İsrail’i yalnız bırakma girişimleri, bağımsız bir Filistin devleti getirmeyecek. İsrail’in varlık hakkını kabul etmeden Filistinlilerin devleti olamaz” diye konuştu.

1967’de İsrail’in galip geldiği 6 Gün Savaşı’ndan önceki sınırlar, İsrail’in Batı Şeria ve Kudüs’ün büyük bölümünden geri çekilmesini gerektiriyor. Gazze’deki durumu ise değiştirmiyor. Obama, bu konuda önceki yönetimin İsrail’e taahhüdünü göz ardı etti ve dün ilk defa tavır değişikliğini kamuoyu önünde teyit etti.

Bugün Beyaz Saray’da Obama’yla bir araya gelecek olan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, konuşmanın hemen ardından yazılı bir açıklama yayınladı ve kendilerinden 1967 sınırlarına dönüşü kimsenin isteyemeyeceğini söyledi. 1967 sınırlarının İsrail’i savunmasız bırakacağını iddia eden Netanyahu, ayrıca bunun Batı Şeria’daki önemli Yahudi yerleşimlerinden vazgeçileceği anlamına geldiğini ve bunu kabul edemeyeceklerini belirtti. Filistin Yönetimi Başkanı Mahmud Abbas, konuşmanın ardından Filistin liderlerini acil toplantıya çağırdı. Hamas ise Obama’nın slogan atmayı bırakıp somut adımlar ortaya koymasını istedi.

Obama’nın 1967 sınırları önerisine destek veren Almanya Başbakanı Angela Merkel ise “barış anlaşmasını 1967 sınırları temeline oturtmanın ilerlemek için iyi bir yol olabileceğini” söyledi. Bir basın toplantısında konuşan Merkel, “Bence 1967 sınırlarını temel alma ve toprak değişimini değerlendirme –ancak buna körü körüne bağlanmama– fikri iyi ve yönetilebilir bir yol olabilir” dedi.

Hürriyet / 20.5.2011

Turkish Foreign Minister: “From Libya to Turkey the will of the people has revived a sense of common destiny. This is now our region.”

“The wave of revolutions in the Arab world was spontaneous. But it also had to happen. They were necessary in order to restore the natural flow of history. In our region – west Asia and the south Mediterranean – there were two abnormalities in the last century: first, colonialism in the 1930s, 40s and 50s that divided the region into colonial entities, and severed the natural links between peoples and communities. For example, Syria was a French colony and Iraq a British one, so the historical and economic links between Damascus and Baghdad were cut.

The second abnormality was the cold war, which added a further division: countries that had lived together for centuries became enemies, like Turkey and Syria. We were in Nato; Syria was pro-Soviet. Our border became not a border between two nation states, but the border between two blocs. Yemen was likewise divided.

Now it is time to naturalise the flow of history. I see all these revolutions as a delayed process that should have happened in the late 80s and 90s as in eastern Europe. It did not because some argued that Arab societies didn’t deserve democracy, and needed authoritarian regimes to preserve the status quo and prevent Islamist radicalism. Some countries and leaders who were proud of their own democracy, insisted that democracy in the Middle East would threaten security in our region.

Now we are saying all together: no. An ordinary Turk, an ordinary Arab, an ordinary Tunisian can change history. We believe that democracy is good, and that our people deserve it. This is a natural flow of history. Everybody must respect this will of the people.

If we fail to understand that there is a need to reconnect societies, communities, tribes and ethnicities in our region, we will lose the momentum of history. Our future is our sense of common destiny. All of us in the region have a common destiny.

Now, if this transformation is a natural flow of the history, then how should we respond? First, we need an emergency plan to save people’s lives, to prevent disaster. Second, we need to normalise life. And finally, we need to reconstruct and restore the political systems in our region, just as we would rebuild our houses after a tsunami.

But in order to undertake that restoration, we need a plan, a vision. And we need the self-confidence to do it – the self-confidence to say: this region is ours, and we will be the rebuilders of it. But for all this to happen, we must be clear about the basic principles that we have to follow.

First, we need to trust the masses in our region, who want respect and dignity. This is the critical concept today: dignity. For decades we have been insulted. For decades we have been humiliated. Now we want dignity. That is what the young people in Tahrir Square demanded. After listening to them, I became much more optimistic for the future. That generation is the future of Egypt. They know what they want. This is a new momentum in our region, and it should be respected.

The second principle is that change and transformation are a necessity, not a choice. If history flows and you try to resist it, you will lose. No leader, however charismatic, can stop the flow of history. Now it is time for change. Nobody should cling to the old cold war logic. Nobody should argue that only a particular regime or person can guarantee a country’s stability. The only guarantee of stability is the people.

Third, this change must be peaceful – security and freedom are not alternatives; we need both. In this region we are fed up with civil wars, and tension. All of us have to act wisely without creating violence or civil strife between brothers and sisters. We have to make this change possible with the same spirit of common destiny.

Fourth, we need transparency, accountability, human rights and the rule of law, and to protect our social and state institutions. Revolution does not mean destruction. The Egyptian case is a good example: the army acted very wisely not to confront the people. But if there is no clear separation between the military and civilian roles of the political institutions, you may face problems. I am impressed by Field Marshal Tantawi’s decision to deliver power to the civilian authority as soon as possible.

Finally, the territorial integrity of our countries and the region must be protected. The legal status and territorial integrity of states including Libya and Yemen should be protected. During colonialism and cold war we had enough divisions, enough separations.

This process must be led by the people of each country, but there should be regional ownership. This is our region. Intellectuals, opinion-makers, politicians of this region should come together more frequently in order to decide what should happen in our region in the future. We are linked to each other for centuries to come.

Whatever happens in Egypt, in Libya, in Yemen, in Iraq or in Lebanon affects us all. Therefore we should show solidarity with the people of these countries. There should be more regional forums, for politicians and leaders, for intellectuals, for the media.

Usually the “Middle East” – an orientalist term – is regarded as synonymous with tensions, conflicts and underdevelopment. But our region has been the centre of civilisation for millennia, leading to strong traditions of political order in which multicultural environments flourish. In addition to this civilisational and political heritage, we have sufficient economic resources today to make our region a global centre of gravity.

Now it is time to make historic reassessments in order to transform our region into one of stability, freedom, prosperity, cultural revival and co-existence. In this new regional order there should be less violence and fewer barriers between countries, societies and sects. But there should be more economic interdependency, more political dialogue and more cultural interaction.

Today the search for a new global order is under way. After the international financial crisis, we need to develop an economic order based on justice, and a social order based on respect and dignity. And this region – our region – can contribute to the formation of this emerging new order: a global, political, economic and cultural new order.

Our responsibility is to open the way for this new generation, and to build a new region over the coming decade that will be specified by the will of its people.”

Ahmet Davutoğlu

Guardian.co.uk / 15.3.2011

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Guardian’daki yazısında Arap dünyasındaki halk hareketlerini yorumladı ve ‘Hakarete maruz kaldık ve aşağılandık. Ama sonunda tarih bize itibarımızı iade ediyor’ dedi.

“Şimdi artık tarihi doğal akışına bırakmanın zamanı. Arap dünyasındaki devrimleri Doğu Avrupa’da olduğu gibi 1980’lerde doksanlarda yaşanması gereken gecikmiş süreçler olarak görüyorum. Gecikti çünkü, bazıları Arap toplumlarının demokrasiye layık olmadıklarını, statükoyu korumak ve radikal İslamcılığı önlemek için onların otoriter rejimlere ihtiyacı olduğunu söyledi. Kendi demokrasileriyle gurur duyan bazı ülkeler ve liderler, Orta Doğu’da demokrasinin bölgede güvenliğe tehdit oluşturacağında ısrar ettiler.

 “Ama şimdi hep birlikte hayır diyoruz. Sıradan bir Türk, sıradan bir Arap ve sıradan bir Tunuslu tarihi değiştirebilir. Demokrasinin iyi birşey olduğuna ve halkın bunu hakettiğine inanıyoruz. Tarihin doğal akışı budur. Herkes halkın bu iradesine saygılı olmalı.” 

“Toplumların, aşiretlerin, farklı etkin grupların yeniden birbirleriyle bağ kurması gerektiğini anlayamazsak, tarihsel ivmeyi kaçıracağız. Bölgenin kaderi ortaktır. ”

Davutoğlu yazısında bundan sonraki aşamada yapılması gerekenler konusunda ise şunları söylüyor: 

“Öncelikle insanların hayatlarını kurtaracak, felaketi önleyecek acil durum planlarımız olmalı. İkincisi hayatı normale döndürmeliyiz. Üçüncüsü de tsunamiden sonra evlerimizi yeniden yaptığımız gibi siyasi sistemleri yeniden yapılandırmalı ve tesis etmeliyiz. Ama bunun için bir vizyona ve özgüvene ihtiyacımız var. Bu özgüven de şu demek: Bu bölge bizim ve yeniden inşa edecek olan bizleriz. Bunun için de izlenecek temel ilkelere açıklık getirmeliyiz. Bölgemizde saygı ve itibar isteyen kitlelere güvenmeliyiz. Onlarca yıl boyunca hakarete uğradık. Onlarca yıl aşağılandık. Tahrir meydanındaki gençlerin dile getrirdiği gibi itibarımızı istiyoruz.

“İkinci ilke, değişim ve dönüşümün bir tercih değil bir zorunluluk olduğunu kabul etmektir. Üçüncüsü bu değişim barışçıl yollarla gerçekleşmeli. Güvenlik ve özgürlük birbirlerinin alternatifi değildir. İkisine birden ihtiyacımız var. Dördüncü ilke, şeffaflık, hesap verebilirlik, insan hakları, hukukun üstünlüğü son olarak da bölgemizde ülkelerimizin toprak bütünlüğünün güvence altına alınmasıdır.” 

“Oryantalist bir kavram olan Orta Doğu’nun adı şimdiye kadar hep gerilim, çatışma ve az gelişmişlikle özdeşleşti. Ama bizim bölgemiz binlerce yıl boyunca, medeniyetin merkezi oldu. Bu medeniyet ve siyasi kültür mirasımıza ek olarak, bölgemizi küresel çekim merkezine dönüştürecek ekonomik kaynaklarımız da var.”

Hürriyet / 17.3.2011

Ottomans in TV Series

More info: http://www.muhtesemyuzyil.tv

Israeli Army in Palestine